Mısırdan üretilen şekerin (nişasta bazlı) fazla tüketilmesi, kan yağlarını yükseltebiliyor, şişmanlığa yol açarak diyabeti tetikleyebiliyor. Prof. Dr. Kubilay Karşıdağ, hazır çorbalardan, bisküvilere kadar pek çok gıdanın üretiminde kullanılan nişasta bazlı şekere karşı uyardı: “Bu tür şekerle yapılan ürünleri çocuklarınıza mümkün olduğu kadar yedirmeyin!”

Nişasta bazlı şeker nedir?

Prof. Dr. Kubilay Karşıdağ: Mısırdan elde edilen şekerdir. Büyük bir oranı vücutta fruktoza dönüşür. Fruktoz çok masum olmayan bir şeker cinsi. Çünkü insülin direncini tetikleyerek aşırı şişmanlığa yol açabiliyor. Ayrıca kandaki trigüserid değerlerini artırabiliyor. Maalesef ülkemizde nişasta bazlı şeker kullanımı çok yoğun. Avrupa’da ciddi kotalar var, nişasta bazlı şekerin kullanımı yüzde 1’ler civarında. Amerika’da ise yüzde 2’lerde. Bizim ülkemizde ise yüzde 15’ler civarında. Şimdi bu rakam daha da yukarıya çıkartılmaya çalışılıyor.

Nişasta bazlı şeker hangi gıdalarda var?

Prof. Dr. Kubilay Karşıdağ: Şeker 3 kaynaktan elde edilir.
1) Şeker kamışı.
2) Şeker pancarı.
3) Mısırdan elde edilen nişasta bazlı şeker. Bu şeker türü mısır şurubu olarak da biliniyor. Ketçap, toz kahve kreması, bisküvi, meşrubat, şekerleme, hazır meyve suyu, çikolata, gofret, hazır puding, kek, hazır çorba gibi pek çok gıdanın üretiminde kullanılıyor. Şekerden daha ucuz olduğu için mısır şurubu tercih ediliyor. Ülkemizde aslında şeker pancarından ve şeker kamışından elde edilen glikozun (şeker) kullanılması gerekir. Nişasta bazlı şekerin çok düşük oranlarda olması gerekirken raflarda bulunan her üründe yüksek oranda bulunuyor. Bunun içindeki fruktozun zarar vermeyeceği söyleniyor. Ama tekrar ediyorum fruktoz masum bir şeker cinsi değil. Kilo almaya, insülin direncini tetikleyerek şeker hastalığına yol açabiliyor. Bu nedenle marketten aldığınız her ürünün içinde şeker diliminin ne olduğunu inceleyin. Özellikle çocuklara yedirdiğiniz her gıdada buna dikkat edin. Yani onları ıvır zıvır gıdalardan uzak tutun. Mümkün olduğunca evinizde hazırladığınız yiyecekleri verin.

Tip 1 diyabetin tedavisinde yenilikler var mı?

Prof. Dr. Kubilay Karşıdağ: Birçok hastalıkta yenilik var. Ama tip 1 ve tip 2 diyabet tedavisinde çok da fazla dişe dokunur bir yenilik yok. Aslında 1920’de insülinin keşfi rahatlama sağladı. Çünkü vücutta eksik olan insülin verildiği zaman tedavi gerçekleştiriliyor. İnsülin hayat kurtarıcı bir madde. Başka hiçbir hastalıkta bu kadar kesin çözüm sunan bir tedavi yok. insülin keşfedildiği günden beri farklı şekillerde verilmeye çalışıldı. Göz yaşı damlası şeklindeki insülinden tutun da fitil tarzındaki insüline kadar aklınıza gelebilecek her türlü yöntem denendi. Ama herhangi bir sonuç elde edilemedi. Bugün en çok tercih edilen insülin, iğneyle verilen ünsülindir. Ancak iğne korkutucu geldiği için farklı bir yöntem aranmaya çalışılıyor. Mesela sprey insülin bunlardan biri.

Sprey insülin nedir?

Prof. Dr. Kubilay Karşıdağ: Sprey insülinin 15 yıllık bir geçmişi var. Fakat yaklaşık 2 yıl kadar önce firmalar, sprey ünsülini üretmekten vazgeçtiklerini açıkladı. Çünkü sprey insülinin bazı olumsuz yanları var. Mesela insülin kana değişik oranlarda geçebiliyor. Eğer kişi sigara içiyorsa, herhangi bir enfeksiyonu varsa kana geçen insülin oranı değişiyor. Fiyatın pahalı olması da yine önemli. Bu nedenle sprey insülin şimdilik rafa kalkmış durumda.

Kök hücre konusundaki araştırmalar ne aşamada?

Prof. Dr. Kubilay Karşıdağ: Bizim en büyük umutlarımızdan bir tanesi kök hücre ve adacık naklinde gelişmelerin sağlanması. Bir diyabet hastası karşıma geldiğinde şunu inanarak söylerim: “Yeni diyabet tanısı alan ya da şu anda diyabetini sorunsuz götüren bir kişi ömrünün sonuna kadar insülin kullanmayacaktır. Çünkü o kadar mükemmel tedaviler geliştirilmeye çalışılıyor ki, tip 1 diyabetin radikal bir şekilde ortadan kaldırılacağına inanıyorum.” Kök hücre tedavisinin esası şu: Vücudumuzdaki kök hücreler ve bazı karaciğer hücreleri pankreasta insülin salgılatacak bazı hücrelere dönüşecek şekilde birtakım işlemlerden geçiriliyor, işte bu hücreler artık insülin üreten hücreler haline geliyor. Ama bu şu an için rutine girmiş bir uygulama değil. Sadece laboratuarda denenen çalışmalar halinde. Fakat inanılmaz hızlı gelişmeler var. 10 yıl içinde tip l’in tedavisi buradan bir yerden çıkacak. O güne gelinceye kadar vücudumuzda bir hasar olmaması gerekiyor.

Cihazlar konusunda yenilikler var mı?

Prof. Dr. Kubilay Karşıdağ: Cihazlar giderek küçülüyor, daha kolay kan alır hale geliyor. Sadece parmak ucundan değil, kolun iç yüzeylerinden az miktarda kan alabilir, daha doğru sonuçlar verebilir hale geliyor. Bunun dışında ufak bir elektrotun cilt altına girdiği ve 24 saat boyunca kan şekerini takip eden sistemler var. Henüz yaygınlaşmaya başlamadı ayrıca çok pahalı. Ama kan şekerimizi çok kolay takip edebileceğimiz sistemler giderek yaygınlaşıyor.

Doğru bilinen yanlışlar!

■ Ekşi meyvelerde daha az şeker var: (Yanlış) Ekşi veya tatlı meyvenin içerdiği karbonhidrat (meyve şekeri) miktarı farklı değil. Ancak meyveler olgunlaştıkça içindeki şeker miktarı artar ve emilimi hızlanır. Bu nedenle kayısı, armut, şeftali, muz gibi meyvelerin yumuşak ve sulu olduğu dönemlerde yenilmemesi veya daha sert olanların seçilmesi kan şekerinin kontrolü için önemli.
■ İnsülin kullananlar bulantı ve ateşle seyreden hastalıklarda insülin tedavisini bırakmalı: (Yanlış) Aksine enfeksiyon insüline olan gereksinimi artırır.
■ Çok şeker yiyen şeker hastası olur: (Yanlış) Fazla miktarda şeker alımı ile diyabetli olma arasında bir ilişki yok. Ancak şeker ve şeker içeren yiyeceklerin fazla miktarda yenilmesi şişmanlığa neden olur. Eğer kişinin diyabetli olmaya yatkınlığı varsa şişmanlık diyabetin ortaya çıkışını hızlandırır.
■ Doğal balda şeker yoktur, serbestçe yenilebilir: (Yanlış) Hem doğal balda hem de yapay balda glikoz ve fruktoz vardır.
Bal kan şekerini yükselten bir besindir.
■ Bazı bitkiler kan şekerini düşürür? (Yanlış) Bitkilerin yenilmesi ya da kaynatıldıktan sonra içilmesi kan şekerini düşürmez.

Bunu okuyanlar şunları da okudu: